Ara
  • Cansu Yurtseven

AŞK ACISI VE PSİKOLOJİ



Aşkı yaşadığımız esnada sonsuzmuş, hiç bitmeyecekmiş gibi düşünürüz ya da öyle olmasını isteriz. Tüm emeğimiz bu yöndeymiş gibi gözükse de pek çok faktör etkendir ilişkinin gidişatında. Farkında bile olmadığımız ancak ilişkiyi bitirme girişimlerimiz de buna dahil. Gün gelir ve sonsuz sandığımız şeyin sonu ile tanışırız. Ve ardından gelen, vazgeçilmez bir aşk acısı… Birçok kişinin dünyanın başına yıkıldığını, nefes alamadığını, artık her şeyin önemsiz ve değersiz olduğunu hissettiği o meşhur acı…

Tabii ki insanları bu kadar etkileyen aşk acısıyla ilgili de pek çok araştırma yapılmış. Bu araştırmaların en dikkat çekici olanı ise çekilen acı süresinin ilişkinin sürme süresiyle ilişkili olmadığına dair varılan noktadır. Yani bir yıl süren ilişkinin acısı altı ay, iki yıl süren ilişkinin acısı bir yıl sürmüyor. Fakat bunu etkileyen başka faktörler var; kişilik örüntümüz, öğrendiklerimiz, ebeveynlerimizin ilişkisi, erken dönem yaşam deneyimlerimiz vb.

Sevilen nesnenin aniden gidişiyle ya da terk edişiyle yaşadığımız yoksunluk hissi ve kişide bir anda meydana gelen, kontrol edilemeyen ve engellenemeyen gerilimlerin karmaşasını hissetmektir bahsedilen acı. Kişinin birden ortadan kaybolması ya da sevgisini çekmesi bu gerilimlerin kaynağıdır. Ve bu kaynağı doğuran temel sebep ise zihnimizde meydana getirdiğimiz “ötekinin varlığı” ve gerçek hayatta olmayışı arasındaki çekişmeden doğan büyük ve derin boşluktur. Ancak genellikle onun gerçekteki olmayışını kabullenmek ve boşluk için denge kurmak yerine genellikle tepkilerimizi; olmayışı reddetme, inkar etme ya da bir isyan tepkimesi olarak gösteririz. Burada gidene, terk edene, onun yokluğuna çok fazla yatırım yaparız ve burada biriken bu yatırım tamamıyla kişinin ve kişiye atfedilen anlamın üzerinde birikir. Böylelikle acı duygumuz daha yüklü, daha taşınmaz bir hal alır. İlk aşamada normal kabul edilen bu sürecin bir süre sonra azalması ve sonlanması gerekir. Yani beklediğimiz şey; yapılan bu yüklü yatırımın geri çekilmesidir. Aksi takdirde saplanma ya da kronik bir yas süreci meydana gelebilir.


Kişi bu süre zarfında yalnızca “nesne”yi (kişi) kaybetmemiştir. Bir de kendiliğinin bir parçasını kaybetmiştir. Bu yüzden acı böylesine büyüktür. Tabi bir de tercih ettiğimiz partnerin gerçekliğine büyüteç ile bakma faktörümüz etkendir. Yüceltme, idealize etme ve algılananın gerçekte olandan büyük değerlendirilmesi süreçleri devreye girer. Buradaki yatırımın büyüklüğüdür aşkı ifade eden. Aşk dediğimiz şey, sevdiğimiz kişinin bilinçdışı fantezimizdeki varlığıdır. Bu yüzden ötekinin yokluğu aynı zamanda ben’in etkilenmesine sebep olur ve aşk acısı meydana gelir. Diğer bir değişle, aşk acısı yaptığımız yatırımın nesnesiz kalmasıyla ortaya çıkan gerilimdir. Bu güçlü ve birdenbire olan bir yüzleşmedir. Dolayısıyla sevdiğimiz kişiye yönelttiğimiz arzu da onu kaybettiğimizde bir anda yönsüz kalır. Yani onu kaybetmek, benden parçalar kaybetmek demektir.

Ayrılığın ilk safhalarında acı hiç bitmeyecekmiş, asla sonlanmayacakmış gibi gelir. (aşkı yaşarken de böyle değil miydi?) Çok ağırdır çünkü. Sanki üzerinde kendisinden çok daha büyük bir yük vardır, kişi hareket bile edemiyordur. Yemek istemiyor, uyuyamıyor, nefes alamıyordur. Ancak acı zamanla azalır ve biter. Sevdiğiniz birini kaybettiğinizde de böyledir. Ölüm haberini ilk aldığınızda her şey yerle bir olmuştur. İlk günler geçmez, acı dört bir yanınızı sarmıştır. Ondan ve onunla olan anılardan başka bir şey düşünmez, kimseyi duymaz ve algılamazsınız. Ardından günler geçtikçe acı hafifler, başka şeylere de odaklanabilirsiniz, hayatınıza eskisi kadar işlevsel olmasa da dönebilirsiniz ama hala aklınızdadır kaybettiğiniz kişi. Birkaç ay daha geçer, artık onu tüm gün düşünmemeye başlarsınız. Hatırladıkça acıtır ama ilk günlerdeki gibi değildir. Ayrılıkta da böyledir işte. Bir gün gelir azalır ve biter.

Bir arkadaş kaybından çok farklıdır aşık olunanın kaybı. Çünkü beynin amigdala ve limbik sistemlerinde de bazı etkiler görülür. Sebebi ise sevilen kişi genellikle kişinin 3-6 yaşları arasında bakımverenimiz olan ebeveynlerimizin birer türevi oluşudur. Beynin bu çalışma sistemlerinin etkisi ile genellikle kız çocuk babasına, erkek çocuk ise annesine yakın partnerleri tercih eder. Bu yüzden kaybın farklı anlamları ve etkileri de vardır.

Üstesinden gelemediğimiz bu aşk acısı bazen kişinin bedenine yansır. Baş, sırt ve mide ağrısı gibi ağrılar, kaşıntı ve döküntüler meydana gelebilir.

Peki aşk acısından kurtulmanın ya da bunu hafifletmenin yolları nelerdir?



İlk adım aşk acısından kurtulmaya aşırı odaklanmamaktır. Bir şeyi yapmaya olduğu kadar yapmamaya odaklanmak da aynı şekilde o olaya ya da konuya saplı kalmamıza ve tüm dikkatimizi o yöne yöneltmemize sebep olur. Örneğin asansör fobisi olan bir kişiyi düşünelim. Muhtemelen asansöre bindiğinde ilk olarak korku ve kaygı yaşadığı anıları var. Bir süre sonra bu kişinin korkmamaya odaklandığını varsayalım. Ne yapacaktır? Daha evden işe giderken zihnine asansörü getirip bu sefer korkmayacağına dair şartlamaya çalışır. Tüm yol boyu asansörü ve korkmamayı düşünür. Aslında farkında bile olmadan; daha bu süre zarfında, asansörü görmeden ya da asansöre binmeden kaygılanmaya başlayacak, iş yerine varana kadar bu kaygı artacak, asansörle karşı karşıya kaldığında ya da asansöre bindiğinde ise önceden kendini kaygılandırarak kaygılanmamaya hazırlamış olmanın verdiği etkiyle tekrardan aynı döngünün içine girmiş olacak. Aslında aşk acısı da böyle; acıyı yaşamamaya odaklanmak, orada ve o acının içinde daha fazla kalmamıza sebep oluyor. Bu çabayı verdiğimizde acıyı zihnin daha derinlerine kazımaya başlıyoruz. Unutmaya harcadığımız enerji bir bakıma da hatırlamaya verdiğimiz enerjiye dönüşüveriyor. Kısacası, unutmaya çalışmak değil, zamandır unutturan.

Bu süreçte duygu ve hisleri anlatmak, yazmak, kendine itiraf etmek, kabullenmek rahatlatıcı olacaktır. Dostlarımızla, yakınlarımızla paylaşmak ya da o anda içinden geçenleri kaleme dökmek bir boşaltımdır kişi için.

Diğer bir yol, hatırlatıcıları yavaş yavaş hayattan çıkarmak olabilir. Bunlar aldığı hediyeler, beraber gezdiğiniz yerlerden aldığınız objeler ve beraber çekildiğiniz fotoğraflar olabilir. Çünkü kişi yaşam alanında devamlı bunlara maruz kaldıkça yapılan çağrışım acının etkisinin daha da uzun sürmesine sebep olacaktır.



Tüm bunlara rağmen aşk acısı uzun süredir devam ediyorsa, duygu ve tepki karmaşası giderek güçleniyorsa ya da azalmıyorsa o zaman kişinin geçmiş yaşantılarına, kişiyi yetiştiren ebeveynleriyle ilişkisine, çocukluk anılarına, maruz kaldığı tutum, olay ve durumlara, bunlardan çıkardığı anlamlara ve kişilik organizasyonuna etki eden tüm faktörlere odaklanılmalı. Bunun yapılmasının en sağlıklı yolu ise bir uzmanla yapılabilecek görüşmelerdir. Bu sayede aşk acısının daha sağlıklı atlatılması mümkündür.

Uzman Klinik Psikolog Cansu YURTSEVEN


0 görüntüleme
  • Cansu Yurtseven
  • Cansu Yurtseven
  • Cansu Yurtseven
  • Cansu Yurtseven